‘DAD’ ve edebiyatla direnme

Hasan Hayri Ateş

Biz Derya-Asmin-Didem adaleti kendi yeryüzümüze getirmeye kararlıyız. Kendimize DAD diyoruz. Bu arada “DAD” Kürtçe’de “adalet” demektir. (Syf. 40)

Selahattin Demirtaş, beşinci kitabı ‘DAD’ ile bir kez daha okurun karşısına çıktı. Yeni çalışması dokuz öyküden ve 146 sayfadan ibaret. Kitabın sonunda yer alan teşekkür yazısında Demirtaş, “Yazmak benim için bir direnişe dönüştü artık,” diyor.

Kuşkusuz hukuk tanımazlığa ve keyfi hapsetmeye karşı edebiyatla var olmak ve edebiyatla kendini dışarıya taşımak en anlamlı direnme biçimlerinden biridir. Ne de olsa edebiyat engellenemez, hapsedilemez ve bir yere sığdırılamaz. Yeter ki, bir eser yazarın kaleminden harflerin sihirli büyüsüyle ete kemiğe bürünüp, yolculuğunu başlayabilsin.

Edebiyatla duvarların ötesine taşmayı, gene rehinelik koşullarında üç eserle yazın dünyasında yerini alan İdris Baluken’de de gördük. O da çok kısa sürede ilk romanı, ‘Üç Kırık Dal’ı yazdı. Ardından ‘OKO ve Sincan’dan Edirne’ye Hasbıhal-Name’ geldi.

DAD, Selahattin Demirtaş,
152 syf., Dipnot Yayınları,
2023.

‘NÜKTEDANLIĞINI EDEBİYATA DA TAŞIDI’

Hapishanelerde öteden beri çok yoğun bir yazınsal üretimin ortaya çıktığı biliniyor. Ancak zorlu ve dezavantajlı koşullarda altı yıla üç öykü kitabı ve hacimli iki roman sığdırmak azımsanacak bir düşünsel üretim değil. Bütün bunların yanına onlarca köşe yazısı, söyleşi, beste, resim çalışması, ziyaretler, aile görüşleri ve mahkeme savunmaları da eklendiğinde, Demirtaş’ın nasıl bir motivasyona ve baş döndürücü bir performansa sahip olduğu anlaşılıyor.

Demirtaş, verili olanın ötesine geçerek geleneksel yolların dışında düşünmesiyle ve özgün bir söylem oluşturmasıyla ilk kez politikada dikkatleri üzerine çekti. Yaratıcılığını ve nüktedanlığını politikayla sınırlamayıp, edebiyata da taşıdı. ‘DAD’ bunun en güzel örneği.

‘DAD…’ Üç büyük harften oluşan soyut bir adlandırma, insanı çarparak derin bir merak içine sürüklerken, aynı zamanda bulmaca çözmeye zorlayan bir yanı var. Kitap raflarda yerini aldığından bu yana DAD’ın ne olduğu artık bilinse de, ilk duyduğumuzda sanırım ekseriyetle sormadan edemedik:

Sahi, nedir DAD?

Biz Derya-Asmin-Didem adaleti kendi yeryüzümüze getirmeye kararlıyız.

‘DAD’ kendi başına bir çağrışım yapmadığına göre, kitabı okumaya başladıktan sonra ise, ilk anda bu üç ismin baş harflerinden oluşan bir adlandırma olarak düşünenlerimiz az olmasa gerek.

Gerçekten de ‘DAD’, üç ismin baş harflerinin çatılmasıyla mı oluşturulmuştu? İyi de, hepsi bu kadar mıydı?

Hepsi bu kadar mıydı, diye soruyu böyle açık uçlu sormak, bir şüphe göstergesi. Çünkü üç büyük harfi çatarak bir isim türeten Demirtaş olduğuna göre, mutlaka vardır bir muziplik, diye şüphe etmek nedensiz değil. Bir şey söylemek istediği muhakkaktır.

‘DAD KÜRTÇE ‘ADALET’ DEMEKTİR’

Tamam da, Türkçe hadi neyse de, Kürtçe’nin Kurmanci lehçesine hakim olmayanların da anlaması mümkün değil. Kaldı ki Kurmanci lehçesinde de ‘DAD’ın adalet olarak yaygın kullanıldığını düşünmüyorum.

Kanımca Demirtaş’ın yaratıcılığı burada kendini zirveye ulaştırıyor. Üç kadın isminin baş harflerini çatarak adalet kavramını türetmek ve adaleti de öykünün en can alıcı sorunsalı yapmak.

Son yıllarda başta Kürt siyasetçiler olmak üzere muhalif güçlerin yargılamalarında hukukun zerresi dahi gözetilmezken; taciz, cinsel saldırı ve madde kullanımı suçlarına karşı sergilenen cezasızlık, adeta temel norm haline geldi. Bu cezasızlık halinin en ağır mağduru ise kadınlar ve çocuklar.

İşte, ‘DAD’ın kadınları, cinsel saldırı suçlarında sergilenen cezasızlığa karşı kendi yöntemleriyle adalet arayışına giriyorlar. Aslında bir yanıyla adaletin ve hukukun hepten yok edildiği ortamlara işaret eden distopik bir anlatımdır da. Bir uyarı, bir çağrı, bir farkındalık yaratma. Cinsel saldırı suçlularının cezasızlığın konforunu sürerek ellerini, kollarını sallaya sallaya ortalıkta cirit atmaları devam edip gittiğinde, kadınların kendi meşru savunmalarını oluşturmaları kaçınılmaz olabilir.

Demirtaş, Kısa Dalga’dan Yeşim Özdemir’in sorularını avukatları aracılığıyla yanıtladığı söyleşide, “Yazma isteği uzun yıllar boyunca içimi kemirip duran bir duyguydu. Aktif siyasetin zorunlulukları, yoğunluğu ve misyonu beni hep frenledi. Ancak hapislikle birlikte, içimde birikenleri yazma fırsatı bulabildim” demişti.

Hapishanenin ağır koşullarını, yazmak için fırsata çevirse de, artık dışarıda devam etmelidir Demirtaş. Ve dışarıda olmalıdır tüm siyasi rehineler.

Madem ki, “DAD Kürtçe adalettir,” gerçek adaletin sağlanacağı günlerin yakın olması ve tüm siyasi rehinelerin özgürlüklerine kavuşması umuduyla.

Keyifli ‘DAD’ okumalar…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir